YASSIADAYA NON PASARAN ÇIKARMASI...
Doğaya gömülmeye çalışılan Yassıada’nın her binası genç kuşaklar için bir demokrasi okulu olsun. Sandıkla seçilenler darbe ile değil sandıkla gitsin… Darbelere, cuntalara “Non pasaran”…
22:12:54 2010-05-27

Darbeleri protesto etmek ve bir daha olmaması için Yassıada yargılamalarının hukuksuzluğunu  gündeme getirmek için Genç Siviller’in tuttuğu “Darbelerle geçti 50 yıl… Bir daha asla” pankartlı teknenin güvertesinde tanıştığım  İsmail Akbay , Yassıada’da karar verilen ve İmralı Adası’nda idam edilen Adnan Menderes’in Çakırbeyli köyünden.. O zamanlar  köymüş.  Aydın’ın Koçarlı ilçesine bağlı Çakırbey şimdilerde nahiye.. Nüfusu  da 2 bin civarında…



GENÇ SİVİL TEKNESİ



ADNAN MENDERES İN KÖYLÜSÜ VE UZAKTAN AKRABASI İSMAİL AKBAY..

Adnan menderes ile uzaktan akraba olduğunu söyleyen İsmail Akbay, Menderes idam edildiğinde dünyada bile yoktu… O 1980 kuşağından… Fakat hep Menderes hikayeleriyle büyümüş:   “Bütün köy Demokrat Partili ve Menderesçi olduğu için sürekli Süleyman Demirel’e oy verdiler… Özellikle, dedem koyu bir Menderesçi idi. Siyasetten çekilene kadar da Demirel  için rey kullandı. Aslında tüm köy dedem gibiydi. Menderes’in mütevazı bir insan olduğu hikayeleri küçükten itibaren kulağımıza küpe oldu. Çakırbeyli, darbe olduğunda bir süre karantina dönemi yaşamış. Giriş çıkış yasaklanmış. Daha sonra da Jandarma nezaretinde dışarıya çıkış izni verilmiş… Hemen hemen tüm köy halkı sorgudan ve sopadan geçirilmiş.”



TEKNEDE HERKES VARDI...


Şimdi kime oy veriyorlar sorumu, “Toplum değişti. Mesela Demokrat Parti ve Adalet Partisi’nin kalesi olan Aydın’da Belediye Başkanlığını CHP aldı.. Koçarlı MHP’li… Artık köyde TKP’liler bile var. Ben oyumu, AKP’ye muhalefet için CHP’ye veriyorum. Aslında  ben sosyaldemokratım, demokratik sol düşünceyi daha  iyi temsil eden bir parti olsa ona reyimi vereceğim ama yok… Zorunlu olarak CHP’ye veriyorum oyumu” şeklinde yanıtladı..



Akbay’a  dedesi gibi devlet sopası yiyip yemediğini sordum: “ Evet devlet sopası yedim.. 1995- 1996 yıllarıydı. Ben o zamanlar Büyük Birlik Partisi’nin (BBP) köydeki militanıydım. Bildiri dağıtırken polis gözaltına aldı ve bastı sopayı.. O oldu ve ben BBP’den uzaklaştım.. Üniversiteyi, oraları görmek için, bilinçli olarak Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’nde okudum. Bir huyum vardır.. Bir şeyi içinde olarak öğrenmeyi tercih ederim. Tarikatları merak ediyordum.. Nakşibendi tarikatına  girdim.. Sohbetlere falan katıldım. Orada nasıl örgütlendiklerini, birbirlerini nasıl kolladıklarına şahit oldum. Haritayı  açtılar ve mezun olduktan sonra nerede çalışmak istiyorsam orada çalışmam için ellerinden geleni yapacaklarını söylediler. Örneğin KPSS sınavına girdiniz ve 50 puan aldınız. Siz bir yere giremezsiniz, ama, onlar girer.. Böyle bir öncelikleri ve  12 emir gibi bir kuralları vardı.   Bana yaramaz diye onları da bıraktım… Şimdi İstanbul’da muhasebecilik yapıyorum. Demokratım. Burada olmaktan da memnunum. Abi ya… Şu Ermeni meselesi hakkında ne düşünüyorsun? Soykırım mı yoksa… ”





GENÇ SİVİLLER ADA İÇİN AÇIKLAMALARDA BULUNUYOR..



TEKNEDE TOPLU HATIRA...





O DARBE OLDUĞUNDA 10 YAŞINDAYDI.. ADAYI İLK KEZ GÖRDÜ..

İsmail Akbay’ın kısa geçmişi ve yaşadıkları Türkiye’nin siyasal ve sosyolojik fotoğrafı gibi.



YASSIADA MAĞDURLARININ MASASI


Militan bir örgüt disiplini rüzgarının esmediği, her düşünceden, her meşrepten insanlarla dolu olan tekne Yassıada’ya yaklaştı. Küçük iskelesine iniyoruz.



YASSIADA GERÇEĞİ BU KEZ BAŞKA ŞEKİLDE GÜNDEMDE


Ada metruk. Korsan yağmasından arda kalmış gibi. Terkedilmiş. Güneşe, rüzgara, soğuğa, sıcağa, yıldırımlara, şimşeklere, martılara, dalgalara, ay ışığına, yıldızlara, unutulmaya terkedilmiş…



ADAYA ÇIKIŞ...


Ara sıra gelip gidenler, teknesi olan meraklılar…Tabii bir de Adaların balıkçıları…







ZAMANA DİRENEN ADANIN YENİ VE ÖZGÜR KONUKLARI


Mahkemeler sırasında ve ondan önce Yassıada Deniz Kuvvetlerine bağlı bir üs olarak kullanılırken, daha sonra terkedilmiş.. 1990’larda da su ürünleri ile ilgili  bir fakülteye verilmiş ama, bir sonuç alınamamış…



Ada kelimenin tam anlamıyla metruk. Bahar olduğu için her yer yabani otlar, çiçekler ve ağaçlarla kaplı. İskelenin önündeki nizamiyeyi geçtikten ve parke taş döşeli dar yoldan 50 metrelik bir yürüyüşten sonra medyada 27 Mayıs haberlerinde gösterilen o ünlü mahkeme salonuna geliyoruz..



DURUŞMALARINI İZLEYENLERİN OTURDUĞU YERDEKİ YAZI: NO PASARAN.. GEÇİT YOK..


Aslında orası bir spor salonu. Deniz Harp Okulu’nun eğitimleri için kullanılmıştı çok önceleri. Genç askeri talebelerin spor yaptığı salonda, devletin darbeci askerleri,  cezalandırılacak sivilleri vesayet altına almak ve “istediğiniz kadar seçim yapın; bu memleketi biz yönetiriz” acımasızlığıyla siyaset sporu yaptı  o salonda… Yaşı 60 civarında olanlar bilir… Akşamları tek kanallı devlet radyosu Yassıada duruşmalarını verirdi.., Hukuksuzlukla adaleti ayaklar altına alan özelliği ile vicdanlarda “alçak mahkeme” olarak yer bulan, adına “Yüksek Adalet Divanı” denilen siyaset meydanının savcısı Ömer Altay Egesel açardı o soğuk sesiyle duruşmayı: “Sanıklar bağlı olmayarak getirildiler...” CHP’li evlerde buruk, tanımlanması ve dışarıda söylenmesi zor  bir “sevinç”,  Demokrat Partili evlerde ise hüzün olurdu o saatlerde..



SEÇİLMEŞLERİ İDAMA GÖTÜREN MAHKEME HEYETİNİN ARKASINA YAZILAN YAZI..



O SALONUN O ZAMANI

Binanın iskeleti ayakta.. Fakat içi, sanki bir tarihi silmek istercesine kaderine terkedilmiş. O siyah beyaz fotoğraflarda görülen ve Egesel başkanlığındaki darbecilerin kurduğu “Yüksek Adalet Divanı”  kürsüsünün olduğu ve “Adalet Mülkün Temelidir” yazılı yerin duvarına, “Siyaset Meydanı Eksantrik” yazılmış…Eksantriği çok fazla.. 1960’ta orada tam bir siyaset meydanı kuruldu.. Bilindiği gibi Osmanlıcada ürkütücü ve tehlikeli bir sözcüktü siyaset terimi… Çünkü  Osmanlı da devlet geleneği için siyaset sözcüğünün "ceza" ve özellikle "ölüm cezası" anlamında kullanıldığı bilinir… Osmanlı’da “siyaseten gitti” denildiğinde, “devlet için kellesi alındı” demektir… Osmanlı’da sultanın emri ile devlet adamları, devlet adına kelle verirken, Türkiye Cumhuriyeti’nde darbeci askerlerin kurduğu Yüksek Adalet Divanı komedyasıyla halkın seçtiği siviller Yassıada’da siyaseten ipe gönderildi…



DURUŞMALARDA SANIK SANDALYELERİNİN DİZİLDİĞİ ALANDAKİ SGENÇ SİVİLLER..





SALONUN TUVALETLERİNİN HALİ...



SALONA ÜSTTEN BAKIŞ...

O meşhur siyah beyaz fotoğraflarda, dinleyicilerin oturduğu yerin duvarında ise birisi “No Pasaran” diye yazmış…Kimin hangi niyetle yazdığını bilmiyoruz ama, İspanya İç Savaşı sırasında Cumhuriyetçilerin, sosyalistlerin, komünistlerin, sosyalistlerin, anarşistlerin, anti-faşist cephenin; Frankocu kara gömlekli  faşistlere karşı “Non Pasaran”ı,  “Geçit Yok”anlamında kullandıklarını biliyoruz.



SALONDA HÜZÜNLÜ BİR HATIRA...

İspanya’da 1936-1939 yılları arasındaki iç savaş, seçimle iktidara gelen Cumhuriyetçiler ile Cumhuriyetçileri devirmek için ordunun bir bölümüyle hareket eden ve Hitlerci Alman Nazilerinden, Mussolini İtalyasının faşistlerinden yardım alan Frankocu milliyetçi faşistler arasında olmuştu… Orada da faşist milliyetçi askerler tarafından kurulan mahkemeler, Avrupa’nın yalnız bıraktığı İspanya’nın “Non Pasaran” diyen kahraman emekçi yiğitlerini kurşuna dizme kararını vermişti…







ADANIN HARAP, METRUK BİNALARI


Türkiye bu ayıpla 50 yıl yaşadı.. İttihatçı gelenekten gelmesine karşın önce idamına sonra mahpusluğuna karar verilen ve Atatürk’le birlikte kurucusu olduğu  Türkiye Cumhuriyeti’nin  üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın geride kalan birinci dereceden mağdur akrabaları  o salonda yapılan adaletsizliği anlatıyor genç medya mensuplarının uzattığı mikrofonlara. “Uzun yıllar anlattık yapılanın  bir ihtilal değil darbe olduğunu… Bizi dinleyen olmadı. Yalnız kaldık. Sesimizi duyan da olmadı. ”



ADNAN MENDERES VE ARKADAŞLARININ YATTIĞI ADA HAPİSHANESİ



Evet, yabanıl doğalı  metruk adadan resmi olmayan tarih, artık yeter diyerek sesini duyuruyor… 



Bu salonda büyük ve tarihi bir hata yapıldı. Hukuk, adalet katledildi. Masumiyet ölüme gönderildi.  Yapılanın ceremesini tüm toplum kamplaşarak çekti ve hâlâ çekiyor.



ZİNDANLARIN OLDUĞU BÖLÜM...


“Darbelerin anası” olarak  anılan 27 Mayıs 1960 askeri darbesiyle askerler iyice Jakobenvari politikleşip,  içinden çıktıkları halktan uzaklaşarak askerliklerini unuttu, siviller de devlet hazinesinden nemalandırılıp sünepeleştirildi.



ZAMANA DİRENEMEYEN YAPI...


Bu adada verilen kararla, iki kutuplu dünyanın tüm uluslararası şeytanlıklarıyla birlikte sahneye konan ideolojik kavgalarla ülke kamplaştırıldı… Gençlerin daha özgür bir ülke ve  işçilerin hak arama mücadelesinin önü 1970 darbesiyle kesildi…Gençlere idam kararı kesildi, binlerce işçi kara listelere alındı. O yetmedi 5 bin gencin ölümünü, Alevi katliamlarını seyrede seyrede  darbelerin en acımasız ve kanlısı olan üçüncüsü 1980’de devreye girdi... Ülke alacakanlık kuşağından geçirildi.   Yetmedi 1996’da postmodern darbe diye adlandırılan tanklı muhtırayla  asker ve sivil bürokratik vesayet Türkiye’nin önünü tıkadı... Yetmedi… Askerler; eldivenler, yakamozlar, balyozlarla darbe rüyaları kurdular.. Yetmedi, e-muhtıralarla biten güçlerine güç katmaya çalıştılar…









EN YENİ BİNANIN HALİ.. SANKİ SAVAŞTAN ÇIKMIŞ GİBİ.. MİLLETİN PARASI PUL OLMUŞ..



ESKİDEN 27 MAYISI İHTİLAL DİYE BİLİP ONUN DARBE OLDUĞUNU ÖĞRENEN İKİ KİŞİ..





ORADAYDIK LEVHASINI İMZALAYANLAR









CELAL BAYAR AİLESİNİN MAĞDUR BİR FERDİ



YILLARIN HÜZNÜ VE ONURLU MAĞDURİYET ONLARI BİLGELEŞTİRMİŞ..









İYİ Kİ VARSINIZ GENÇ SİVİLLER



YASSIADA HAPİSHANESİ



ADNAN MENDERESİN YATTIĞI ODA... ÖLÜM İLE KOYUN KOYUNA YATILAN ODA.





FATİN RÜŞTÜ ZORLU'NUN TORUNU FATİN RÜŞTÜ  YENER, DEDESİNİN ODASINDAKİ O PENCERE ÖNÜNDE

O salonda siyasete kurban edilen Menderes hükümetinin çelebi Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun torunu, Fatin Rüştü Yener ile dışarıya çıkıyoruz…





40’lı yaşlarını devirmiş… Dedesinin hapis yattığı odayı bulmak için adanın hemen yanında kurulan balık çiftliğinde  çalışan balıkçı emekçisi bize kılavuzluk yapıyor. 





TORUN FATİN RÜŞTÜ DEDESİNİN HAPİSHANE KORİDORUNDA...


Salondan adanın düzlük tepesine çıkan parke taşlı yol özgürce büyümüş otlar ve ağaçlarla kaplı…Tüm binalar harap olmuş. Korku filmi seti gibi. Bazı binaların damları bile çökmüş.



YÜZÜNE YAPIŞIP KALAN YALNIZCA HÜZÜN...


Denize bakan iki katlı bir binadan içeriye giriyoruz. Soldaki merdivenlerle  üst kata çıkıyoruz. Denize bakan odaların olduğu koridora giriyoruz. Balıkçı kardeşimiz, koridorun ilk odasına giriyor…



BİR DEVRİN SEÇİLMİŞLERİNE BURADA ÇİLE ÇEKTİRİLDİ... HALKA DA GÖZDAĞI VERİLDİ...

10 metrekare bile olmayan odada Adnan Menderes’in yattığını söylüyor.  O dönemde adada görev yapmış bir görevliyi getirmişler.. Felçliymiş.. Ona yardım etmiş balıkçı kılavuzumuz. Bilgileri ondan almış..



TÜM AİLE KANSERE YENİK DÜŞTÜ DİYOR TORUN FATİN RÜŞTÜ


Celal Bayar, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan yan yana olan, pencereleri denize bakan bu odalarda kalmışlar.. Koridorun solunda iki adet tuvalet. 



En son odaya giriyoruz..

Torun Fatin Rüştü, yüreği koridoro düşercesine heyecanlı…




TORUN FATİN RÜŞTÜ GENÇ SİVELLERLE

Bir pencere tam Adalara, öbür pencere ise Marmara’ya bakıyor.. Fatin Rüştü Yener, dedesinin kaldığı odanın burası olduğunu söylüyor: “Evet burası.. Dedem bir mektubunda şöyle yazmış.. ‘Odamdan Adaları seyrediyorum…’  Evet bu oda Adaları en iyi gören oda.. Öbür odalar daha çok Marmara’yı görüyor.. Evet, bu oda dedemin kaldığı oda… Çok kötü oluyorum… Dedem mektubunda bunları yazdıktan sonra, ertesi gün, gelip Adalara açılan pencereyi yeşil boyayla boyuyorlar… Evet bu oda… Onun Adalara bakmasını bile çok görmüşler. Ne diyeyim…”



DÖNÜŞ...

Badanaları dökülmüş, pencerelerinde tek bir camın kalmadığı, kışın soğuk ve rutubetli rüzgarın yazın sıcakların tahrip ettiği iki katlı mahpushaneden çıkıp tekrar iskeleye  doğru yola koyulduk.. Torun Fatin Rüştü’ye soruyorum,”Aile ne oldu?”.. Cevap: “Ne olacak bitti… Herkes kanser oldu. Ben de dahil.,. Ben kanseri yendim. Şimdi üç ayda bir kontrollerimi yaptırıyorum... Belki tekrar yaşama döneceğim…”







Adanın kumar adası yapılması konusunda bir aralar tartışmaların çıktığını söylüyorum.. Çok üzülüyor… “Olamaz” diyor.. O tartışmaların olduğu yıllarda  kendisi ülke dışındaymış.. O nedenle söylediğimi ilk kez duyuyor…



Yeniden iskeledeyiz… Genç Siviller, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü getirip adanın Demokrasi Müzesi olması için teklif yapacaklarını söylüyorlar.. 



Bir daha darbe yapılmaması için adanın müze yapılmasında fayda var.. Doğaya gömülmeye çalışılan Yassıada’nın her binası genç kuşaklar için bir demokrasi okulu olsun…Sandıkla seçilenler darbe ile değil sandıkla gitsin…Evet… Darbelere, cuntalara “Non pasaran”… Salonlarda “Eksantrik siyaset meydanı “ kurulmasın… (HABERRÜZGARI)



YASSIADA HUKUKSUZ YARGILAMALARI

Yassıada Yargılamaları, 27 Mayıs 1960 Darbesi nden sonra iktidardan uzaklaştırılan Demokrat Parti yönetiminin, darbeyi gerçekleştiren cunta tarafından kurulan özel bir mahkemede yargılandığı davalar dizisi. Yargılamalar Yassıada da yapıldığı için bu isimle anılırlar. İki eski bakan ve bir başbakanın idam edilmesiyle sonuçlanan yargılamalar, Türk siyasi hayatında çok önemli bir yere sahiptir ve bu konudaki tartışmalar günümüzde de sürmektedir.



Olayların gelişimi

27 Mayıs hareketinden sonra Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve Başbakan Adnan Menderes le birlikte tutuklananlar Marmara Denizindeki Yassıada da hapsedilerek işkenceye tabi tutuldular. 12 Haziran 1960 ta kabul edilen bir yasayla DP yöneticilerinin ve bunların suçlarına katılanların yargılanması amacıyla Yüksek Adalet Divanı nın kurulması kararlaştırıldı.Sanıkların sorumluluklarını araştırmak ve Yüksek Adalet Divanı na verilip verilmemelerinin gerekip gerekmediğine karar vermek üzere de Yüksek Soruşturma Kurulu oluşturuldu. Yüksek Adalet Divanı nın kararları kesin olduğundan hiçbir itiraz ya da temyiz imkanı olmayacak, ama ölüm cezalarının infazı Milli Birlik Komitesi nin (MBK) onayına bağlı olacaktı. 6 Ekim 1960 ta MBK nın kararıyla Yüksek Adalet Divanı başkanlığına Yargıtay 1. Ceza Dairesi başkanı Salim Başol, Yüksek Adalet Divanı başsavcılığına da Yüksek Soruşturma Kurulu üyesi Altay Ömer Egesel getirildi.



Açılan davalar

Yassıada da bir duruşmaKöpek davası (14 Ekim 1960 - 24 Ekim 1960)

6-7 Eylül olayları davası (20 Ekim 1960 - 5 Ocak 1961)

Bebek davası (31 Ekim 1960 - 22 Kasım 1960)

Vinileks şirketi davası (4 Kasım 1960 - 26 Kasım 1960)

Dolandırcılık davası (8 Kasım 1960 - 3 Aralık 1960)

Arsa davası (8 Kasım 1960 - 26 Kasım 1960)

Ali İpar davası (15 Kasım 1960 - 19 Ocak 1961)

Değirmen davası (18 Kasım 1960 - 3 Aralık 1960)

Barbara davası (21 Kasım 1960 - 20 Aralık 1960)

Örtülü ödenek davası (25 Kasım 1960 - 2 Şubat 1961)

Radyo davası (29 Kasım 1960 - 26 Aralık 1960)

Topkapı olayları davası (2 Aralık 1960 - 17 Nisan 1961)

Çanakkale olayı davası (27 Aralık 1960 - 10 Mart 1961)

Kayseri olayı davası (9 Ocak 1961 - 20 Nisan 1961)

Demokrat İzmir davası (12 Ocak 1961 - 5 Mayıs 1961)

Üniversite olayları davası (2 Şubat 1961 - 27 Temmuz 1961)

İstimlak davası (17 Nisan 1961 - 21 Haziran 1961)

Vatan Cephesi davası (27 Nisan 1961 - 5 Eylül 1961)

Anayasa ihlali davası (11 Mayıs 1961 - 5 Eylül 1961)



Yargılamalar

Yassıada Yargılamaları na 14 Ekim 1960 ta başlandı. Eski Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, eski Başbakan Adnan Menderes, son Bakanlar Kurulu üyeleri ile milletvekiller, eski Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun un da aralarında bulunduğu pek çok sanık, anayasayı ihlal ve öteki suçlardan yargılandılar. Adnan Menderes bir vesile ile savunma hakkının kısa kesildiğini belirttiğinde, mahkeme başkanı Salim Başol un, "Sizleri buraya tıkan irade böyle istiyor" dediği iddia edilir. 15 Eylül 1961 de mahkeme kararları açıklandı. Celâl Bayar, Adnan Menderes, TBMM eski başkanı Refik Koraltan, eski dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu, eski maliye bakanı Hasan Polatkan başta olmak üzere 15 sanık ölüm cezasına, 402 sanık ömür boyu hapse ya da başka ağır hapis cezalarına çarptırıldı. 135 sanık aklanırken beş sanığın da davası düştü.



BİR HÜZÜN Kİ...

Cezaların infazı

MBK yalnızca üç ölüm cezasını onayladı ve Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ile Hasan Polatkan İmralı Adasında 11 EYLÜL 1961 tarihinde idam edildiler. Celâl Bayar ın cezası, yaşını ileri olması nedeniyle ömür boyu hapis cezasına çevrildi.



Mahkum olan öteki sanıklar önce Kayseri cezaevine nakledildiler, daha sonra ise çıkan "af" yasalarıyla ceza sürelerini tamamlamadan serbest bırakıldılar. 1970 lerin ikinci yarısında da siyasi haklarına yeniden kavuştular.17 Eylül 1990 da Menderes, Polatkan ve Zorlu nun cenazeleri, İmralı daki yerlerinden alınarak İstanbul da yapılan anıtmezara, dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ın ve yüzbinlerce vatandaşın katılımıyla yapılan bir "devlet töreni"yle nakledildi.



İDAM EDİLEN ÜÇ SİYASET MASUMU



Ali Adnan Ertekin Menderes (d. 1899, Aydın, Osmanlı Devleti – ö. 17 Eylül 1961, İmralı, Bursa, Türkiye), 1950-1960 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti başbakanlığı yapmış, İstiklal Madalyası sahibi Türk siyasetçi, hukukçu ve toprak ağası çiftçidir.



Serbest Cumhuriyet Fırkası, Cumhuriyet Halk Partisi ve Demokrat Parti de siyaset yapan Menderes, 27 Mayıs darbesi nin ardından, 17 Eylül 1961 tarihinde asılarak idam edilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi 1990 yılında çıkardığı yasayla, Menderes ve onunla beraber idam edilenlere itibarlarını iade etmiştir. Fatin Rüştü Zorlu, (d. 20 Nisan 1910, İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu – ö. 16 Eylül 1961, İmralı Adası, Türkiye Cumhuriyeti), Türk Devlet adamı.

FATİN RÜŞTÜ ZORLU







Fatin Rüşdü Zorlu nun dedesi Rus İbrahim Paşa Osmanlı ya sığınınca Yusufelili Zor Derebeyi Ali Paşa nın kızıyla evlendirildi.[1] Zorlu soyisminin kaynağı buradan gelmektedir. İstanbul’da doğdu.Demokrat Parti iktidarında Başabakan olan Adnan Menderes ile bir noktada bacanak sayılabilirler. Çünkü ikisininde kayın valideleri kardeştir! Demokrat Parti (DP) iktidarı (1950-1960) döneminde Başbakan Yardımcılığı, Devlet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı yaptı, 27 Mayıs Darbesi’ni gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi tarafından atanan yargıçlardan oluşan "Yüksek Adalet Divanı" tarafından idama mahkûm edildi. TBMM, 1990 DA FATİN RÜŞTÜ ZORLU NUN İTİBARINI İADE ETTİ..

HASAN POLATKAN



Hasan Polatkan (d.1915 - ö 16 Eylül 1961) Eskişehirli ve Kırım Tatar kökenli bir politikacıdır. O zamanki adı ile İstanbul Siyasal Bilgiler Okulu ndan mezun olmuştur. T.C. Ziraat Bankası nda müfettişlik görevinde bulunmuştur.VIII., IX., X.ve XI. Dönem Eskişehir milletvekilliği yapmıştır. Adnan Menderes in partisi olan Demokrat Parti nin maliye bakanı olan Polatkan, 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra başbakan Adnan Menderes ve dış işleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile birlikte idam cezasına çarptırılmıştır. MBK tarafından 16 Eylül 1961 de Fatin Rüştü Zorlu dan hemen sonra idam edilmiştir. POLATKAN IN DA İTİBARI 1990 DA TBMM TARAFINDAN İADE EDİLMİŞTİR. (VİKİPEDİ)



Kaynak: M. YÜKSEL ÖZBEK/HABERRÜZGARI Bu haber  4487  kere okundu